23 Ekim 2017 Pazartesi

Çin Komünist Partisi 19. Kongresi’nden Çıkan Mesajlar


Dünya üzerindeki en kalabalık insan topluluğunu yönetmek gibi çok önemli bir sorumluluğu olan Çin Komünist Partisi, geçtiğimiz günlerde ülkenin dört bir yanından gelen 2270 delegesiyle birlikte 19. Parti Kongresi’ni düzenledi.[1] Yabancı basın-yayın kuruluşlarında Kongre’den Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping’in güçlenerek ayrıldığı ve adeta yeni bir Mao Zedong’un ortaya çıktığı yorumları yapılırken, Cinping’in Kongre’de yaptığı konuşma ve Çin’de son aylarda yaşananlar daha dikkatli ve detaylı bir yorumu gerektiriyor. Zira China Daily’nin 2011 yılı verilerine göre 80 milyonun üzerinde üyesi olan Çin Komünist Partisi[2], dünyanın en büyük ve etkili siyasal partisi olarak yakından incelenmeyi fazlasıyla hak ediyor.

Çin Komünist Partisi (ÇKP), 1949 yılında Mao Zedong önderliğinde gerçekleştirilen Büyük Devrim’den beri Çin’de kontrolü tamamen sağlamış ve ülkede tek parti düzeni kurmuş olan komünist bir partidir. Parti, 1970’lerden itibaren sosyalist rejimin çıkarına gördüğü ekonomik liberalleşme politikalarını kademeli olarak desteklemiş ve yaygınlaştırmış, dahası 1970’lerden itibaren ABD ile daha yakın siyasi ilişkiler kurulmasına da önayak olmuştur. Bu doğrultuda, Çin, bu dönemde Tayvan’ın yerine BM Güvenlik Konseyi’ne dâhil edilmiş ve Soğuk Savaş’ın ikinci yarısında SSCB karşısında ABD’ye yakın bir siyasi çizgi belirlemiştir. Bu sayede, 1990’ların başında Sovyetler Birliği çökerken Çin ayakta kalabilmiş ve ABD ile karşılıklı çıkar ve bağımlılık temelinde ekonomik ve siyasi ilişkiler geliştirmeyi başarmıştır. Lakin Çin’in son yıllardaki hızlı yükselişi ve özellikle teknoloji ve ekonomi alanlarındaki muazzam başarıları[3], ABD’de Pekin karşıtı seslerin de artmasına neden olmuştur. Buna karşın, iki devlet arasında bugüne kadar ciddi bir askeri çatışma yaşanmamıştır. Çin Komünist Partisi, aradan geçen bunca yıla karşın bugüne kadar gizemliliğini korumayı başarmış ve karar alma mekanizmaları hakkında az şey bilinen bir organizasyondur. Buna rağmen, David Gitter’a göre, ÇKP, Çince yayınlarında amaçları, niyetleri ve aktiviteleri hakkında son derece samimi davranan bir partidir.[4]

Şi Cinping

5 yıl önce 2012’de düzenlenen 18. Parti Kongresi’nde Komünist Parti Genel Sekreteri seçilen ve 2013 yılında Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı olan Şi Cinping, iktidarda kaldığı bu süre zarfında Çin’in hızlı ekonomik gelişimini sürdürmesini sağlamış ve dünya siyasetinde daha çok saygı duyulan ve ne dediğine daha çok dikkat edilen bir süpergüç adayı yaratmayı başarmış önemli bir liderdir. Gençliğinde Kültürel Devrim’in en hararetli günlerinde Komünist Parti tarafından sürgüne gönderilen ve bir dönem mağarada yaşamak zorunda bile kalan Şi Cinping, şimdilerde parti içerisinde kült liderliğini inşa eden güçlü bir yönetici konumundadır.[5] Yaşadıklarına rağmen ülkesine ve partisine hiçbir zaman küsmeyen Cinping, gözü daima siyasette ve bürokraside yükselmekte olan hırslı bir kişi olagelmiştir. Uzun yıllar ülkesinde geniş halk kitlelerince pek tanınmasa da, ünlü bir şarkıcı olan karısı Peng Liyuan’la evlenmesi sonrasında adından söz ettirmeye ve dikkat çekmeye başlamıştır.[6] 1985 yılında Cinping’i ABD’de Iowa’da ağırlayan Eleanor Dvorchak, onun mütevazılığından etkilendiğini söylemiştir.[7] Şi, ayrıca yöneticilikteki başarısıyla da parti içerisinde kısa sürede sivrilmiş ve basamakları hızlı bir şekilde çıkmıştır. Devlet Başkanı olduktan sonra yaptığı ilk konuşmada belirttiği kırtasiyecilik, yolsuzluk ve hedonizm gibi yanlış eğilimlere icraatlarıyla da savaş açan Cinping, bu sayede partiyi yeniden halkla kaynaştırmayı ve Amerikan Rüyası’na karşılık olarak Çin Rüyası’nı yaratmayı amaçladığını söylemiştir.[8] Bo Xilai ve Zhou Yongkang gibi “tiger” (kaplan) adı verilen üst düzey yöneticileri yolsuzluk nedeniyle hapse gönderen Cinping, Sun Zhengcai’yi ise görevinden uzaklaştırmıştır. Bu süreçte Xiao Jianhua gibi bazı ultra-zengin işadamları ise ortadan kaybolmuşlardır. Şi, bununla da yetinmemiş ve yalnızca “kaplan”larla değil, “flies” (sinekler) adı verilen düşük seviye yöneticilerin yolsuzluklarıyla da mücadele edileceğini söylemiştir.[9] Bu durum, Wikileaks belgelerinde yer alan bazı iddialara göre, ülkesinin siyasi sistemini çok iyi bilen Şi Cinping’in yolsuzluğun ülkesinde son yıllarda çok artması nedeniyle topluma mesaj vermek için kullandığı sansasyonel hamlelerin bir sonucudur.[10] Ancak Georgia State Üniversitesi Çin Çalışmaları Direktörü Andrew Wedeman’a göre, bu gibi hamleler Çin’deki yolsuzluğu ciddi oranda azaltamamıştır ve etkileri de kısa süreli olabilir.[11]

Peng Liyuan ve Şi Cinping

Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Komünist Partisi’nin 19. Kongresi’nin açılış oturumunda "Orta Düzeyli Refah Toplumu İnşasındaki Başarı ve Çin Tipi Sosyalizmin Yeni Dönemi" adlı çalışma raporunu sunmuş ve bu konuşmada bazı önemli vurgular yapmıştır.[12] Bunlardan en dikkat çekeni, birçok yabancı basın-yayın kuruluşunun da manşetten verdiği “modern sosyalist bir ülke kurmak” vaadi olmuştur.[13] “Modern sosyalist ülke” ve “Çin usulü sosyalizm” tanımlarıyla ne kastedildiği tam olarak anlaşılamasa da, Çin’in son yıllarda serbest piyasa ekonomisini ve dış yatırımı teşvik eden düzeni hesaba katıldığında, bunun Komünist Parti’nin eşitsizlikleri önlemek adına siyasette hâkim olmaya devam etmesi, ama ekonomide de dış yatırımlar ve özelleştirmelerin teşvik edilmesi olduğu yorumu yapılabilir. Bu, daha önce Komünist Parti yetkililerinin kullandığı “sosyal piyasa ekonomisi” (socialist market economy) tanımıyla da aslında uyumludur. Nitekim Cinping, Kongre konuşmasında geçen 5 yılda önemli gelişmeler kaydettiklerini belirterek, dışa açılımının daha da artacağını ve liberal ticareti teşvik edeceklerini söylemiştir.[14] Ayrıca Çin usulü sosyalizmin 2020 ile 2050 yılları arasında yeni bir döneme gireceğini ifade eden Şi, bu dönemde orta ve ileri seviyede müreffeh, güçlü ve uyumlu bir toplumun inşası ile Çin Komünist Partisi’nin sosyalist yapısının modernleşmesinin sağlanacağını da iddia etmiştir. Bu noktada, Yeni İpek Yolu projesiyle Çin’in kendi küresel ticaret ağı alternatifini de yakında ortaya koyacağını belli eden Cinping, ekonomik modellerinde üretim kalitesinin arttırılacağına da vurgu yapmış ve Çin’in ekonomik yapısının değişeceğinin işaretlerini vermiştir. 

Çin Komünist Partisi 19. Kongresi açılış oturumu

Şi Cinping’in konuşmasındaki bir diğer önemli vurgu, ülkesinin asla askeri yayılmacılığa yönelmeyeceğini ilan etmesi olmuştur.[15] Bu, Çin’in son dönemdeki askeri modernizasyonu da düşünüldüğünde dünya kamuoyuna verilmiş önemli bir sözdür. Ancak Tayvan Sorunu konusunda, Çin’in politikasında gözle görülür bir değişiklik yoktur ve orta ve uzun vadede bu konuda Çin’in askeri yöntemlere yönelmesi riski hala mevcuttur. Ayrıca Şi, konuşmasında 21. yüzyıl ortalarında dünyanın en güçlü ordusuna kavuşmak istediklerini de açıkça söylemiştir.[16] Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, konuşmasında bölgesel eşitsizliklerle (taşra ve kentler arasındaki) mücadele edileceğini de belirtmiş ve dünya genelinde kendisine şöhret kazandıran yolsuzluklarla mücadele konusunda hiçbir gevşeme yapılmayacağını açıkça belirtmiştir.[17] Ayrıca Cinping, siyasal reform alanında da hiçbir vaatte bulunmamış ve Komünist Parti sisteminin aynen devam edeceğini belli etmiştir.[18] Bu anlamda, Pekin’den ilerleyen yıllarda demokratikleşme hamleleri beklemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır; ancak bireysel özgürlükler anlamında kuşkusuz olumlu gelişmeler olabilir.

Bu konuşmada vurgulanan iyimser yaklaşımların yanında, günümüzün modern Çin Halk Cumhuriyeti’nde, ekonomik gelişmenin ve orta sınıflaşmanın birtakım somut sonuçları ve rejim açısından bazı olumsuz etkilerinin de görülmeye başlandığını bu noktada belirtmek gerekir. Örneğin, son yıllarda Çin’de evliliklerin azalması ve boşanmaların artması, ülkenin yaşadığı sosyokültürel dönüşümün somut bir örneği olarak değerlendirilebilir.[19] Çin hükümeti, 2015’te, yıllardır nüfus artışını engellemek için uyguladığı ancak büyük cinsiyet dengesizliğine yol açan tek çocuk politikasından vazgeçtiği açıklamıştır. Bu gibi gelişmeler, Çin’in ekonomik gelişimini de ilerleyen yıllarda -yaşlanan nüfus ve azalan hazır işgücü nedeniyle- etkileyebilir. Ayrıca yurtdışında eğitim alan orta sınıfa mensup Çinlilerin sayısının hızla artması, yurtdışında ABD gibi ülkelerde bireysel özgürlükleri teneffüs etmeye alışan genç Çinlilerin yurda dönüşlerinde otoriter sisteme uyum sağlamalarında ciddi sıkıntılar çekmelerine de neden olabilir. Nitekim parti üyelerine ve vatandaşlara yönelik internette ciddi kısıtlamaların getirilmesi, parti içerisinde ve ülkede son dönemde huzursuzluklara neden olmaya başlamıştır. Güvenlik ve çocuk pornosu gibi etik dışı konular düşünüldüğünde, bu gibi kısıtlamaları tamamen haksız bulmak zordur; lakin bireysel özgürlüklerin kısıtlanma kriterlerinin geniş tutulması, Çinli vatandaş ve Komünist Parti üyelerinin bilgiye ulaşımında da sorunlara neden olabilir ve Çin’in gelişimini olumsuz yönde engelleyebilir.[20] Zira 750 milyonun üzerinde internet kullanıcısının olduğu Çin[21], Alibaba.com örneğinde olduğu gibi internet sayesinde ekonomik menfaatler elde edebilen ve kendi internet devlerini yaratabilen bir ülkedir. Bu anlamda, Pekin, ilerleyen yıllarda otoriter yönetimini muhafaza etmek için siyasal olmayan alanlarda bireysel özgürlükleri arttırma yolunu seçebilir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nde 2022’ye kadar iktidarda kalması beklenen Şi Cinping’in 19. Parti Kongresi’nde yaptığı konuşmanın en önemli vurguları bu şekilde özetlenebilir.


Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ



KAYNAKLAR
·         “5 grafikle Çin'de aile hayatı: Evlilikler mi artıyor, boşanmalar mı?” (2017), BBC Türkçe, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41634637.
·         Albert, Eleanor (2017), “Making Sense of China’s Nineteenth Party Congress”, CFR, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.cfr.org/backgrounder/making-sense-chinas-nineteenth-party-congress.
·         “China's corruption 'tiger hunt' - A political weapon for Xi Jinping?” (2017), DW, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.dw.com/en/chinas-corruption-tiger-hunt-a-political-weapon-for-xi-jinping/a-40939473.
·         “Çin, akıllı ekonomiye dönüşüyor” (2017), Dünya Halleri, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.dunyahalleri.com/cin-akilli-ekonomiye-donusuyor/.
·         “Çin Komünist Partisi'nden gövde gösterisi” (2017), Ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/cin-komunist-partisinden-govde-gosterisi,TRE6x7iGR0auM_kBoNafrw/lBlcPLl2d0GfMQfBzy_-ww.
·         Gao, Charlotte (2017), “China’s Communist Party Issues Strict Cyber Rules For Party Members”, The Diplomat, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://thediplomat.com/2017/08/chinas-communist-party-issues-strict-cyber-rules-for-party-members/.
·         Gitter, David (2017), “The Chinese Communist Party: Candid and Transparent?”, The Diplomat, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://thediplomat.com/2017/10/the-chinese-communist-party-candid-and-transparent/.
·         Gracie, Carrie (2017), “The thoughts of Chairman Xi”, BBC, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/resources/idt-sh/Thoughts_Chairman_Xi.
·         Lei, Zhao (2011), “More than 80 million are Party members”, China Daily, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.chinadaily.com.cn/china/cpc2011/2011-06/25/content_12776647.htm.
·         “New China leader vows to tackle hedonism, Al Jazeera English, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=e42AUauP_7M.
·         Pao, Jeff (2017), “China will never pursue military expansion, Xi says”, Asia Times, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.atimes.com/article/china-will-never-pursue-military-expansion-xi-says/.
·         Rocca, Jean-Louis (2017), “Mais que veut Xi Jinping ?”, Le Monde Diplomatique, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.monde-diplomatique.fr/2017/10/ROCCA/58041.
·         Shepherd, Christian & Qui, Stella (2017), “China's Xi lays out vision for 'new era' led by 'still stronger' Communist Party”, Reuters, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.reuters.com/article/us-china-congress/chinas-xi-lays-out-vision-for-new-era-led-by-still-stronger-communist-party-idUSKBN1CM35L.
·         Sterbenz, Christina (2015), “The Iowa mom who hosted Xi Jinping in the 80s said 'no one in their right mind would ever think' he'd become president of a country”, Business Insider UK, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://uk.businessinsider.com/us-host-never-thought-xi-was-a-leader-2015-4.
·         Tse, Edward (2017), “Inside China’s quest to become the global leader in AI”, The Washington Post, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.washingtonpost.com/news/theworldpost/wp/2017/10/19/inside-chinas-quest-to-become-the-global-leader-in-ai/



[1] Jean-Louis Rocca (2017), “Mais que veut Xi Jinping ?”, Le Monde Diplomatique, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.monde-diplomatique.fr/2017/10/ROCCA/58041.
[2] Zhao Lei (2011), “More than 80 million are Party members”, China Daily, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.chinadaily.com.cn/china/cpc2011/2011-06/25/content_12776647.htm.
[3] Çin, son dönemde yapay zekâ alanında da ABD’yi geçerek dünyada lider ülke haline gelmiştir. Bakınız; Edward Tse (2017), “Inside China’s quest to become the global leader in AI”, The Washington Post, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.washingtonpost.com/news/theworldpost/wp/2017/10/19/inside-chinas-quest-to-become-the-global-leader-in-ai/. Ayrıca bakınız; “Çin, akıllı ekonomiye dönüşüyor” (2017), Dünya Halleri, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.dunyahalleri.com/cin-akilli-ekonomiye-donusuyor/.
[4] David Gitter (2017), “The Chinese Communist Party: Candid and Transparent?”, The Diplomat, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://thediplomat.com/2017/10/the-chinese-communist-party-candid-and-transparent/.  
[5] Carrie Gracie (2017), “The thoughts of Chairman Xi”, BBC, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/resources/idt-sh/Thoughts_Chairman_Xi.
[6] Carrie Gracie (2017), “The thoughts of Chairman Xi”, BBC, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/resources/idt-sh/Thoughts_Chairman_Xi.
[7] Christina Sterbenz (2015), “The Iowa mom who hosted Xi Jinping in the 80s said 'no one in their right mind would ever think' he'd become president of a country”, Business Insider UK, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://uk.businessinsider.com/us-host-never-thought-xi-was-a-leader-2015-4.
[8] New China leader vows to tackle hedonism”, Al Jazeera English, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=e42AUauP_7M.
[9] “China's corruption 'tiger hunt' - A political weapon for Xi Jinping?” (2017), DW, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.dw.com/en/chinas-corruption-tiger-hunt-a-political-weapon-for-xi-jinping/a-40939473.
[10] Carrie Gracie (2017), “The thoughts of Chairman Xi”, BBC, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/resources/idt-sh/Thoughts_Chairman_Xi.
[11] “China's corruption 'tiger hunt' - A political weapon for Xi Jinping?” (2017), DW, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.dw.com/en/chinas-corruption-tiger-hunt-a-political-weapon-for-xi-jinping/a-40939473.
[12] “Çin Komünist Partisi'nden gövde gösterisi” (2017), Ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/cin-komunist-partisinden-govde-gosterisi,TRE6x7iGR0auM_kBoNafrw/lBlcPLl2d0GfMQfBzy_-ww.
[13] Christian Shepherd & Stella Qui (2017), “China's Xi lays out vision for 'new era' led by 'still stronger' Communist Party”, Reuters, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.reuters.com/article/us-china-congress/chinas-xi-lays-out-vision-for-new-era-led-by-still-stronger-communist-party-idUSKBN1CM35L.
[14] “Çin Komünist Partisi'nden gövde gösterisi” (2017), Ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/cin-komunist-partisinden-govde-gosterisi,TRE6x7iGR0auM_kBoNafrw/lBlcPLl2d0GfMQfBzy_-ww.
[15] Jeff Pao (2017), “China will never pursue military expansion, Xi says”, Asia Times, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.atimes.com/article/china-will-never-pursue-military-expansion-xi-says/.
[16] Jeff Pao (2017), “China will never pursue military expansion, Xi says”, Asia Times, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.atimes.com/article/china-will-never-pursue-military-expansion-xi-says/.
[17] “Çin Komünist Partisi'nden gövde gösterisi” (2017), Ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/cin-komunist-partisinden-govde-gosterisi,TRE6x7iGR0auM_kBoNafrw/lBlcPLl2d0GfMQfBzy_-ww.
[18] Christian Shepherd & Stella Qui (2017), “China's Xi lays out vision for 'new era' led by 'still stronger' Communist Party”, Reuters, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.reuters.com/article/us-china-congress/chinas-xi-lays-out-vision-for-new-era-led-by-still-stronger-communist-party-idUSKBN1CM35L.
[19] “5 grafikle Çin'de aile hayatı: Evlilikler mi artıyor, boşanmalar mı?” (2017), BBC Türkçe, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41634637.
[20] Charlotte Gao (2017), “China’s Communist Party Issues Strict Cyber Rules For Party Members”, The Diplomat, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: https://thediplomat.com/2017/08/chinas-communist-party-issues-strict-cyber-rules-for-party-members/.
[21] Carrie Gracie (2017), “The thoughts of Chairman Xi”, BBC, Erişim Tarihi: 23.10.2017, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/resources/idt-sh/Thoughts_Chairman_Xi.

22 Ekim 2017 Pazar

2017 Japonya Seçimleri


Dünyanın en önemli ekonomilerinden olan Japonya’da, Liberal Demokrat Parti lideri ve Başbakan Şinzo Abe’nin geçtiğimiz ay sonunda aldığı erken seçim kararının ardından[1], halk, yeni iktidarı belirlemek için bugün sandık başına gidiyor. Bu yazıda, Japonya’daki parlamento (Diet) seçimleri öncesinde ülkedeki siyasi gündem ve kamuoyu araştırmalarının sonuçları analiz edilecektir.

Japonya’daki seçimleri yorumlamak için, bu ülkede İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin kurduğu siyasal sistemi bilmek gerekir. Nitekim fiilen hâkim (dominant) parti sisteminin geçerli olduğu Japonya’da, siyasal sistem çok partili demokrasiye uygun olarak yapılandırılmasına karşın, merkez ve merkez sağı kapsayan Liberal Demokrat Parti’nin[2] (kısaca LDP), iki istisna dışında İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yapılan tüm seçimleri kazandığı ve kısa aralar dışında tek başına veya koalisyonlar yoluyla hep iktidarda kaldığı görülmektedir. 1958-1983 döneminde yapılan 9 genel seçimi de kazanan ve hep tek başına iktidar olan LDP, 1983 yılında ilk kez iktidarı koalisyon hükümeti yoluyla almıştır. 1986 ve 1990 seçimleri sonucunda yeniden tek parti iktidarını kuran LDP, 1993 yılında büyük bir şoka uğramış ve ilk kez ana muhalefet partisi olmuştur. 3 yıllık kısa bir aranın ardından, 1996, 2000, 2003 ve 2005 seçimlerinde koalisyon hükümetleri yoluyla yeniden iktidara dönen LDP, tarihinin en düşük oyunu aldığı 2009 genel seçimleri sonrasında bir kez daha iktidardan düşmüş ve yeniden ana muhalefet partisi haline gelmiştir. 3 yıllık kısa bir aranın ardından 2012’de yeniden iktidara gelen LDP, Şinzo Abe’nin liderliğinde son iki genel seçimi (2012 ve 2014) rahat kazanmış ve koalisyon hükümetleri yoluyla iktidarını korumuştur. Karizmatik ve deneyimli bir siyasetçi olan Şinzo Abe liderliğinde 2017 seçimlerine giren LDP, yine seçimin en büyük favorisi olarak gösterilmektedir. Nitekim LDP, son kamuoyu yoklamalarına göre, 250-300 arasında bir sandalye sayısına ulaşarak, açık farkla ülkedeki en büyük ve güçlü parti olmaya devam edecek ve yine hükümeti -tek başına veya koalisyon hükümeti olarak- kuracaktır.[3] Bu, Abe’nin de Başbakan olarak koltuğunu koruması anlamına gelmektedir. 2014 genel seçimlerinde yüzde 33,11 oyla 284 sandalye kazanan LDP, bu sayının üzerine çıkabilmesi ya da oy oranı ve sandalye sayısını koruması durumunda başarılı kabul edilecektir. Abe, koltuğunu koruması halinde iç politikada ekonomik durgunluk (resesyon) ve dış politikada Kuzey Kore krizi ile Çin’le sorunlu ilişkiler gibi konulara odaklanacaktır. LDP ve Abe, son yıllarda çok başarılı bulunmasalar da, birçok uluslararası gözlemci tarafından “TINA” (there is no alternative – alternatifi yok) şeklinde değerlendirilmektedir.[4] Ayrıca Abe ve partisi, parlamentoda 2/3’lük çoğunluğa ulaşabilirlerse, İkinci Dünya Savaşı sonrasından kalma anayasayı değiştirmek ve Japonya’nın askeri gücünü arttırmak konusunda yıllardır istedikleri güce kavuşabileceklerdir. Bunların yanında, "Abenomics" adı verilen Abe'nin ekonomi politikaları, büyük bir mucize yaratmasa da geçtiğimiz yıllarda olumlu bazı sonuçlar yaratmayı başarmıştır. Sonuçta, Japonya özelinde şu bir gerçektir ki; ülkedeki siyasi dengeleri iyi bilen ve büyük sanayi gruplarının desteklediği LDP, büyük bir siyasi ve ekonomik kriz olmadığı sürece Japonya siyasetini domine etmeye devam edecektir. 

Seçimde LDP’yi bir ölçüde zorlaması beklenen en önemli parti ise, geçtiğimiz yıl Tokyo’nun ilk kadın Belediye Başkanı seçilen 1952 doğumlu siyasetçi Yuriko Koike’nin yeni kurduğu Kibō no Tō – Umut Partisi’dir.[5] Aynı LDP gibi serbest piyasa ekonomisi yanlısı olan, ancak siyasal açıdan daha muhafazakâr bir görüntü sergileyen Kibō no Tō, seçimde 50-60 arasında bir sandalye sayısına ulaşması beklenen ülkedeki ikinci büyük parti görünümündedir. İngilizlerin “Demir Leydi” lakaplı ünlü Başbakanı Margaret Thatcher’ın büyük bir hayranı olan Koike, daha önce ülkesinde Savunma Bakanlığı yapmış deneyimli bir siyasetçidir. Ancak The Guardian’dan Justin McCurry’in de dikkat çektiği üzere, “Yurinomics” adı verilen ekonomi politikalarının (fakirler için temel gelir uygulaması ve sermaye grupları için düşük vergilendirme) yarattığı heyecana karşın, Koike, Tokyo Belediye Başkanlığı görevine devam edeceği için milletvekilliğine aday olmamıştır ve bu nedenle ulusal siyasetteki etkisi sınırlı olabilir.[6] Dahası, Koike’nin Kibō no Tō partisini kurması ilk haftalarda büyük bir heyecan yaratsa da, daha sonra LDP ile arasında büyük ideolojik farklılıkların olmaması bu heyecanı azaltmış ve Umut Partisi’nin arkasına aldığı rüzgârı dindirmiştir. Yine de, Koike ve partisi, LDP ile farklılıklarını keskinleştirmesi ve seçmenleri ikna etmesi durumunda, ilerleyen yıllarda Japonya siyasetinde daha etkili hale gelebilir.

Japon Demokratik Partisi (DPJ) iktidarı döneminde Ekonomi Bakanlığı yapan 1964 doğumlu Yukio Edano’nun lideri olduğu bir diğer yeni parti olan Rikken Minshutō – Japonya Anayasal Demokratik Partisi de[7], bu seçim öncesinde dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış önemli bir siyasal organizasyondur. Bu seçimde 30 ve üzerinde milletvekili çıkarması beklenen merkez sol çizgideki Japonya Anayasal Demokratik Partisi[8], koalisyon hükümeti zorunluluğu durumunda önemli ve adeta kilit bir parti haline gelebilir.  Dahası, ilerleyen yıllarda Abe ve LDP’nin başarısızlığa uğraması durumunda, merkez ve merkez soldaki seçmenler için Kibō no Tō’ya kıyasla daha cazip bir parti haline gelebilir. Hem Kibō no Tō, hem de Rikken Minshutō, seçim öncesinde LDP’den kaçan bazı milletvekillerini bünyelerine katarak moral bulmuşlardır.[9] Ancak yine de kendilerinden büyük bir sürpriz beklemek hayalcilik olacaktır.

Natsuo Yamaguchi liderliğindeki Soka Gakkai tarikatı çıkışlı Budist muhafazakâr Yeni Komeito Partisi de (NKP)[10] son yıllarda kayda değer oranda oy kazanan bir parti olarak burada belirtilmelidir. Ancak Komeito’nun 35’in üzerinde sandalye kazanması beklenmemektedir. Tadatomo Yoshida liderliğindeki Shakai Minshu-tō - Japonya Sosyal Demokrat Partisi (SDPJ)[11] ve Kazuo Shii liderliğindeki Nihon Kyōsan-tō – Japonya Komünist Partisi (JCP) de[12] seçimin diğer önemli aktörleri olarak sayılabilir. Masashi Nakano liderliğindeki Nippon no Kokoro – Japon Kokoro Partisi de[13], bu seçim öncesinde ismi zikredilmesi gereken milliyetçi-muhafazakâr sağ çizgideki ülkedeki son önemli siyasal partidir. Ancak son saydığım bu üç partinin yüksek oy oranlarına ulaşması beklenmemektedir. Zira geleneksel olarak sol ve aşırı sağ düşünceler Japonya’da taban bulamamaktadır. Bu, Japonya’nın sosyoekonomik yapısı (güçlü sermaye grupları ve onların halkla bütünleşmiş olması) ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde yaşadığı siyasal deneyimlerin (faşist dönemin olumsuz mirası) sonucudur.

Seçim öncesinde en önemli mesele ise, Japon halkının yüzde 54,4’ünün henüz kesin kararını vermemiş olmasıdır.[14] Dolayısıyla, bu kadar yüksek oranda bir kararsız seçmenin varlığı, seçimde sürpriz yaşanması olasılığını gündeme getirmektedir. Lakin modern Japon siyasal tarihine bakıldığında, Japon seçmenlerin sürpriz yapmayı fazla sevmedikleri ve genelde alışmış oldukları partilere (ki bu da çok büyük oranda LDP’dir) oy verdikleri görülmektedir. Dolayısıyla, seçim sonucunda LDP’nin tek başına ve koalisyon hükümeti yoluyla iktidarını koruması ve Şinzo Abe’nin Başbakanlığa devam etmesi beklenmelidir. Zaten Tokyo için şu an için iktidar değişikliğinden daha önemli meseleler vardır ve özellikle Kuzey Kore nükleer krizi ve Çin’in hızlı yükselişinin yarattığı güvenlik riskleri karşısında, ülkenin birlik-beraberlik içerisinde hareket etmesi şarttır.


Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ



[2] Web sitesi için; https://www.jimin.jp/english/.
[5] Web sitesi için; https://kibounotou.jp/.
[7] Web sitesi için; https://cdp-japan.jp/.
[10] Web sitesi için; https://www.komei.or.jp/.
[11] Web sitesi için; http://www5.sdp.or.jp/.
[12] Web sitesi için; http://www.jcp.or.jp/english/.
[13] Web sitesi için; http://nippon-kokoro.jp/.

17 Ekim 2017 Salı

Fransız Siyasi Kültürü



Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri, Avrupa Birliği’nin Almanya ile beraber lider ülkelerinden birisi ve dünyanın 6. en büyük ekonomisi olan Fransa[1] (Birleşik Krallık ile 5.lik için rekabet halindedir), siyasi kültürü itibariyle de son derece ilginç ve özgün bir ülkedir. Bu yazıda, Michael G. Roskin’in Çağdaş Devlet Sistemleri: Siyaset, Coğrafya, Kültür[2] eserinden özetle, Fransa’nın siyasal hayatına yön veren Fransız siyasal kültürü açıklanmaya çalışılacaktır. Yazıda, Roskin’in makalesine tarafımdan güncel gelişmeler konusunda yapılan eklemeler de mevcuttur.

Charles De Gaulle

Fransız siyasi kültürünü şekillendiren ve bugüne kadar kalıcı izler bırakan en önemli olgu, dünya siyasal tarihini de değiştiren Fransız Devrimi (1789) olmuştur. Fransız Devrimi, getirdiği hızlı dönüşümler ve özellikle Jakobenler döneminde uygulanan sert yöntemler nedeniyle, bugün bile etkileri büyük ölçüde hissedilen ikili yapıda bir siyasi kültürün Fransa’da doğmasına yol açmıştır. Roskin’in deyimiyle, bir tarafta Katolik, milliyetçi ve sağcı bir Fransa, diğer tarafta ise entelektüel, laik ve solcu bir Fransa vardır. Bu geleneksel yapı, Fransa’nın son birkaç on yılda eski kolonilerinden aldığı yoğun Arap ve Afrikalı göçü nedeniyle daha da karmaşık hale gelmiştir. 5. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Emmanuel Macron gibi merkez çizgideki ve liberal ideolojideki bir Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi ise, Fransa’nın bu iki siyasi kültür eğilimi arasında son dönemde yeni bir sentez oluştuğunun ispatı olarak görülebilir. Roskin’e göre; bu iki farklı yapının da kendisine özgü bazı çekicilikleri vardır; Fransız sağı, Katolik kökleri ve azameti (grandeur) ile Fransız halkında heyecan yaratırken, Fransız solu da “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” olarak bilinen geleneksel Fransız Devrimi idealleri ile halkta destek bulur. Ancak her iki kesimin ortak özellikleri de vardır; örneğin yurtseverlik, Fransa’da hem sağ, hem de sol ideolojinin bir bileşenidir. Fransız halkı ise siyasete yönelik tavırları anlamında İngilizler ve Amerikalılara kıyasla daha kiniktirler. Hiçbir şeyi beğenmez ve siyasetçileri üçkâğıtçı-sahtekâr olarak görürler. Nitekim ortalama Fransız aklında, Fransa (la patrie) daima şanlı ve şerefli bir devlettir, buna karşın siyasetçiler neredeyse daima olumsuz algılanmışlardır. Bu algıyı kırabilmek Fransız siyasetçiler için daima zor olmuştur. Charles De Gaulle, kahramanlığı ve maneviyatı ile bu algıyı kırmış ve Fransızları sefil gerçekliğin üzerine çıkarıp mitsel ideallerin peşinde koşmaya yöneltmiştir. François Mitterrand ise, dürüstlüğü ve sol idealleriyle (özgürlük ve eşitliği-sosyalizmi bağdaştırmak) benzer bir heyecan yaratmış ve 1981’den itibaren bir süre Fransa siyasetine damgasını vurmuştur. Ayrıca Fransızların meşhur bir sözü, “kalbim solda ama cüzdanım sağda” şeklindedir ve sağ siyasetin sola kıyasla ekonomideki başarısına dikkat çeker.

François Mitterrand

Fransız siyasi eğilimlerinin temelini oluşturan kavramlardan birisi de “omnipotent” yani herşeyi kontrol edebilen devlet algısıdır. Bu eğilimin tarihi, Fransız Krallarının güçlü merkezi konumuna kadar gider. Fransız siyasal aklında, teoride güçlü bir merkezi sistem gereklidir ve Fransız Devleti herşeyi yapmaya kadirdir. Ancak pratikte, bu, hiçbir zaman olmaz ve bu nedenle Fransız halkı daima siyaset kurumundan hayal kırıklığına uğramıştır. Günümüzde işsizliği düşürme ve ekonomiyi toparlama sözü veren siyasetçilerin başarısız olmaları da Fransız halkında aynı etkiyi bırakmaktadır. Fransa’nın merkezi (üniter) bir yönetim sistemine sahip olması da bu algıyı pekiştirir. Olumsuzluk olması durumunda, halk daima Paris’i suçlar. Bürokrasinin yaygın ve güçlü olması da Fransız siyasal kültüründe derin izler bırakmıştır. Soğuk ve umursamaz bürokratlarla yüzyüze gelen yurttaş, genelde siyaset kurumuna karşı öfke biriktirmeye başlar. Bu nedenle, son yıllarda Fransa’da da yerel yönetimler güçlendirilmeye ve merkezi hükümetin yetkileri azaltılmaya başlamıştır. Güçlü devlet algısı ve yurtseverlik hisleriyle donatılıp, pratikte sorunları çözemeyen ve yavaş işleyen bir siyaset kurumuyla yüzleşen Fransız halkı, bu nedenle uzun yıllardır siyaset kurumuna güvenmekte ve siyasetçileri sevmekte zorlanmaktadır.
Fransız siyasi kültürünün bir diğer önemli unsuru da “güvensizlik iklimi”dir. Roskin’e göre, Fransızlar, aileleri dışındaki insanlara karşı soğuk ve güvensizdirler. Bu durum, aslında İtalya gibi diğer Güney Avrupa ülkelerinde de hemen hemen aynıdır. Örneğin, Amerikalı bilimadamı Laurence Wylie, Fransa’nın güneyindeki Vaucluse’da köylülerin yabancılardan sürekli şüphelendiklerini keşfetmiştir. Ancak elbette modernleşen Fransa’da bu durum önemli ölçüde değişmiştir. Lakin ünlü Fransız filozof Jean-Paul Sartre’ın “L’enfer, c’est les autres” (Cehennem diğer insanlardır) sözü, aslında bugün bile tipik bir Fransız eğiliminin dışavurumu olarak görülebilir. Evde misafir ağırlamak da Roskin’e göre Fransız siyasi kültüründe nadir görülür; konuklarla daha çok dışarıda buluşulur ve aile mahremiyeti mümkün olduğunca korunmaya gayret edilir. Bu durum, siyasete olan tavra da yansır; Fransız çocukları devletlerini ve vatanlarını sevmeyi, ama aynı zamanda siyaset kurumuna ve siyasetçilere karşı güvensiz olmayı içselleştirmişlerdir.
Fransız siyasal kültüründe laiklik de kuşkusuz çok önemli bir değerdir. Denilebilir ki, laiklik, büyük ölçüde Fransa’nın ve Fransız Devrimi’nin insanlığa bir armağanıdır. Bu noktada, Fransız siyasi geleneğinde Kilise’nin baskıcı rolü nedeniyle laiklik konusunda sert ve katı bir duruş gözlemlenebilir. Zira dinin olumsuz etkileri, belki de en çok devrim öncesi Fransa’sında hissedilmiştir. Bu nedenle, birçok Avrupa ülkesinden farklı olarak, Fransa’da Kilise devlete biat ettirilmiş ve eli kolu bağlanmıştır. Fransa’da ruhban sınıfına karşıtlık yani antiklerikalizm hala üst düzeylerdedir. Tarihsel olarak, bu konunun öncüsü ise Fransız aydını Voltaire olmuştur. Bu, kesinlikle din karşıtlığı değildir; daha çok dinin araçsallaştırılması ve Tanrı ile kul arasına girilmesine yönelik bir tepkidir. Nitekim büyük devrimden sonra Kilise’nin mal ve mülklerine el konmuş ve Cizvitler gibi bazı tarikatlar yasaklanmıştır. Bu nedenle, dinle daha barışık olan Fransız sağındaki Cumhuriyetçi eğilimler sola kıyasla daha zayıftır. Fransızların yaygın olarak Katolik olmaları da bu noktada vurgulanması gereken bir konudur. Birçok Avrupa ülkesinin aksine, Fransa’da Protestan mezhebi yayılmakta başarısız olmuştur. Fransa örneği özelinde söylemek gerekirse, bir insan kiliseye sık gidiyorsa muhtemelen sağcıdır ve siyaseten muhafazakârdır. Fransız bebekleri Katolik inancına göre vaftiz edilir ama düzenli kiliseye gidenlerin oranı yalnızca yüzde 13’tür. Avrupa genelinde de dindarlık aslında ABD’ye kıyasla daha düşüktür, ancak Fransa, Avrupa devletleri arasında da en laik ülkelerden birisidir.
Okullaşma olgusu da Fransız siyasi kültürünü şekillendiren bir diğer önemli konudur. Ezbere dayalı ama etkili bir eğitim sistemi olan Fransa, genelde çok çalışanların başarılı olduğu ve yaratıcılığa fazla imkân tanımayan bir ülkedir. Eğitim müfredatları çok yavaş ve gönülsüzce değiştirilmektedir. Yetişen iyi öğrenciler, daha çok “inek” adı verilen iyi ezbercilerdir. Ancak eğitim sistemindeki yoğun hümanizm ve bireyci muhteva da dikkat çeker. Ezberci bir sistemde özgürlüklerin az olduğu düşünülmesine karşın, André Gide’in Ahlaksız romanındaki gibi aykırı temalar da Fransız eğitim sisteminde zaman zaman işlenmektedir. Bu, ilginç bir psikoloji yaratır; ezberci eğitim ve güçlü gelenekler topluma uyumu teşvik ederken, aykırı temalar ise bireyci ve aykırı tavırları teşvik eder. Sonuçta, Fransız çocuklarında, bu gerilim, isyan patlamalarına neden olabilir. Eğitimde fırsat eşitliği, Fransızların gurur duydukları bir uygulamalarıdır. Ancak kâğıt üzerinde eşitlik olsa da, yüksek eğitimin muhtevası orta ve üst sınıf ailelerin çocuklarından yanadır. İşçi ve köylü çocuklarının eğitim sisteminde iyi bir yere gelmeleri istisnaidir. Napolyon döneminden başlayarak, sosyal, ekonomik ve siyasi gücün en büyük kapısı ise “lycée” (lise) adı verilen okullar olmuştur. Liselerin çoğu devlet tarafından işletilir. Buralara giriş ise yarışma (sınav) ile olmaktadır. Liseler daha çok şehirlerde yoğunlaşmaktadır. Öğrenciler liseyi 18 yaşında bir sınavla bitirmekte ve üniversiteye kabul edilme hakkını elde ettikleri baccalauréat derecesini kazanmaktadırlar. Eğitim sistemi öğretmen odaklıdır ve sorular öğrencilerden ziyade öğretmenlerden gelir. Amerikan eğitim sistemindeki sınıf tartışması uygulaması oldukça azdır. Buna karşın, Fransız eğitim sisteminin de kendi kulvarında başarılı olduğu ortadadır.
Fransa’da “grandes écoles” (ünlü okullar) geleneği de vardır. Fransa’da üniversiteye girmek kolay olsa da, iyi üniversiteler sayılıdır. Bunlar, çok sıkı giriş sınavlarıyla ve daha çok kaymak tabakadan öğrenci alan üstün kurumlardır. Genelde geleceğin yöneticilerini yetiştirmeyi amaçlarlar. Geçen yıllar içerisinde bu sistem pek değişmemiştir. En iyi okullar, halen Napolyon tarafından ordu mühendisleri yetiştirmek için kurulan Ecole Polytechnique, yine Napolyon tarafından kraliyet lise öğretmenlerini yetiştirmek için kurulan Ecole Normale Supérieure ve De Gaulle tarafından kurulan Ecole Nationale d’Administration (ENA) okuludur. “Enarch” adı verilen bu okulun mezunları, Fransa siyasetinde hep iyi konumlara gelmişlerdir. Jacques Chirac, François Hollande, Alain Juppé ve Dominique de Villepin akla gelen en güncel örneklerdir. Ancak bu okul, genelde teknokrat yetiştirdiği eleştirilerine maruz kalır. Örneğin, çok zeki bir ENA mezunu olan Alain Juppé, soğuk ve teknokratik liderliği nedeniyle Başbakanlığı döneminde halk desteği çok düşük kalmış bir lider olmuştur.
Eğitim sisteminin de etkisiyle olsa gerek, Fransızlar, aileleri ve yakınları dışındaki kişilerle çok sıcak ilişkiler kuramazlar. Buna “l’horreur du face-à-face” (yüz yüze korkusu) adı verilmiştir. Hatta bu sebeple birçok turist bile Fransızları soğuk ve ilgisiz bulmaktadır. Hakikaten de, Fransızlar, turistlerle soğuk ve resmi ilişkileri tercih ederler. Bu, samimiyete dayalı Amerikan tarzının tam zıddıdır. Ayrıca yakın zamana kadar bu ülkeye giden turistlerin kendilerine İngilizce cevap verilmemesinden şikâyet etmeleri de çok meşhurdur. Dillerini çok seven ve adeta Fransızca’ya âşık olan Fransızlar, bir dünya dili olarak gördükleri Fransızca’nın kullanılmasını teşvik ederler.
Tüm bu eğilimlerin sonucunda, Fransız siyasal kültüründe kompartmanlaşma (problemlerin zihinde birbirinden ayrılması ve izole edilmesi) hadisesi meydana gelir. Fransızlar, bireysel olarak -ünlü filozoflarının da daima yücelttiği- özgürlüğü (liberté) severler, ama aynı zamanda kamusal alanda katı kuralların uygulanmasını isterler. Bu, şizofrenik bir akıl bölünmesi yaratmıştır; tipik bir Fransız, bir anlamda gizliden gizliye polise hayran olan bir anarşist, ama aynı zamanda anarşistlere hayran olan bir polis gibidir. Bu ikili ruh hali, isyanlara çok yatkın bireyler ve toplum yaratır. Nitekim Fransa demek, aynı zamanda isyan demektir. 1789 Devrimi sonrasında da, 1830 ve 1848 ayaklanmaları, 1871 Paris Komünü, 1968 Mayıs olayları ve son olarak 2005-2005 gençlik isyanları akla gelebilir. Bu nedenle, kurumların meşruiyeti de çok yüksek oranda değildir; Fransızlar, sisteme genelde gönülsüz bir destekle uyum sağlarlar.
Fransa, aynı zamanda sınıflı bir toplumdur. Emekçi-işçi sınıflarla orta sınıflar arasındaki eşitsizlikler hiç de az değildir. Toplumsal hareketlilik veya akışkanlık da çok yüksek seviyelerde değildir. Gelir dağılımı adaletsizdir; birçok ülkede olduğu gibi, zenginler iyi, fakirler kötü hayatlar yaşar.
Macronlar

Fransız entelektüelleri, uzun yıllar Marksizm’e gönül vermişlerdir. Sol aydınlarda Marksist eğilimler hala çok güçlüdür. Hatta birçok Fransız entelektüeli, yakın zamana kadar Komünist Parti üyesi olmuşlardır. Jean-Paul Sartre, solcu aydınları partiye üye olmaya ve angaje olmaya teşvik ederken, Raymond Aron buna karşı çıkmış ve Marksizm’i “entelektüellerin afyonu” olarak nitelendirmiştir. Mitterrand’ın 1981’de iktidara gelmesiyle, Fransız komünistleri Marksizm’in dünya gerçekleriyle uyuşmadığı konusunu daha iyi anladılar. Muhalefetteyken sağcı iktidar eleştirmek kolaydı; ancak iktidara gelip ekonomiyi düzeltmek gerekince, bunun planlı ve Marksist esaslara dayalı bir ekonomiyle kolay kolay mümkün olmadığı anlaşıldı. Mitterrand döneminde zekice sloganlar etkili politikalara dönüştürülmekte zorlandı; sonuçta Fransız solu “büyük yatışma” adı verilen bir pragmatizme evrildi ve François Furet’nin ileri sürdüğü “Devrim bitmiştir” tezini kabul etti. Nitekim Sosyalist Parti’den (PS) siyasete giren ama LREM partisini kurup merkez çizgiden Cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron, adeta Fransız solunun geçirdiği dönüşümün somut bir ispatıdır. Cumhurbaşkanı Macron, imaj yönetimi ve gösterişçiliği itibariyle Fransız sağını hoşnut eden bir isimdir. Buna karşın, genç, dine saygılı ama laik, romantik (karısı kendisinden hayli yaşlı ve eski öğretmeni olan Brigitte Macron’dur) ve özgürlükçü eğilimleriyle sol kesimde de heyecan yaratmaktadır. Macron, ekonomide ise tam anlamıyla bir liberaldir ve Fransa’nın yıllardır yapması gereken ekonomik dönüşümleri yapmak konusunda son derece kararlıdır. Solun bu çizgisini tasvip etmeyen eski tip solcular ise, giderek sosyal demokrat PS’den soğumakta ve Jean Luc Mélenchon liderliğindeki sosyalist La France Insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa) partisine yönelmektedirler. Bu durum, yakın bir gelecekte Fransa’da sol (La France Insoumise), merkez (LREM), sağ (LR) ve aşırı sağdan (Le Front National) oluşan dört partili yapısının kökleşmesine neden olabilir.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ