15 Nisan 2013 Pazartesi

Türk Devletinin "Süper Ego" Sorunu


            Türkiye Cumhuriyeti Devleti; 1923 yılında Kurtuluş Savaşı’nın ardından modernleşmeci bir devrimle kurulmuş ve bugüne kadar birçok defa kesintiye uğramasına karşın 1950’den bu yana demokrasi yolunda ilerlemiş, bu özelliğiyle Müslüman toplumların kurduğu devletler arasında öncü ve model konumu bulunan bir ülkedir. Türkiye’nin son yıllarda da birçok konuda halk görüşünü ön plana çıkaran referandum benzeri doğrudan demokrasi uygulamalarına yöneldiği ve popüler siyaset dilinde “seçkinci-elit” olarak nitelendirilen ve ülkenin tarihsel birikimini yansıtan devlet kurumlarının (Türk Silahlı Kuvvetleri, Dış İşleri Bakanlığı vs.) atanmışlardan oluşmaları nedeniyle seçilmişler karşısındaki konumlarını yavaş yavaş kaybettiği görülmektedir. Bu durum demokratik teori açısından faydalı olarak görülmekle birlikte, olaya psikolojik perspektiften bakıldığında çeşitli sorunlar görmek mümkündür. Bu yazıda biraz bu konu üzerinde durmak istiyorum.

            Sigmund Freud başta olmak üzere birçok psikiyatri ve psikoloji uzmanının da dikkat çektiği gibi insan bilincinin üç ana katmana ayrıldığı iddia edilir; ego, süperego ve id. Freud’a göre id insanın içindeki hayvan, yani insandaki saldırganlık, şehvet, kin, açlık ve benzeri güdülerin yer aldığı tehlikeli bir bölüm ve ilkel benliktir. Id’i kontrol edemeyen bireyler, aynı saldırganlıklarını kontrol etmeyen grup ve toplumlar gibi çok olumsuz durumlarla karşılaşabilirler. Id’i dizginleyen ise kişilik savunma mekanizması olarak değerlendirilen ve kişinin gerçek benliğini ortaya koyan “ego”dur. Üst benlik adı da verilen süper ego ise “başkaları ne der” sorusuna yanıt veren ve insanların “politically correct” değerleri okul, toplum, medya, arkadaş çevresi ve aile yoluyla öğrenerek içselleştirdiği bölümdür. Bu bölüm elbette id’e karşılık olarak insanı ters yönden baskılayan ve hareketlerini kısıtlayan bir bilinç katmanıdır.

            Bu bilgilerden yola çıkarak Türkiye’nin son dönemde yaşadığı dönüşümler incelendiğinde Türk devletinde dengelerin bozulduğunu şu şekilde açıklayabiliriz; Türkiye’de demokrasi, serbest piyasa ekonomisi ve popülizmin ilerlemesine paralel olarak süperego çok ağır basmaya başlamış, bu nedenle tüm kararlar ve politikalar “halk ne der”, “yabancı devletler bunu nasıl algılar” gibi güdülerle yapılmaya başlanmıştır. Bu durum başta faydalı olarak görülebilir, ancak süperegonun yani insanın ya da bizim örneğimizde devletin, yalnızca başkalarının (başka devletlerin) ya da toplumun ne diyeceği kaygısıyla yönetilmesi, elbette egonun yönlendireceği devletin uzun dönemli çıkarları ve özsel isteklerinin gerçekleştirilmesinde ciddi bir engel haline gelebilir. Egosu kısıtlanmış ve id’i silinmiş, tamamen süperegoya göre yönlendirilen bir devletin uzun vadede yıkıma uğraması kaçınılmazdır. Sağlıklı bir insan ruhunun dengesine benzer şekilde, güçlü ve demokratik bir devletin de dış politika, ekonomi yönetimi gibi alanlarda teknokrasi adını verdiğimiz uzmanlığa ve uzman görüşlerine ihtiyacı vardır. Oysa süperegonun bizim örneğimizde muadili olan popülizm, kolaylıkla bu alanlarda da halk baskısıyla devleti yanlış tercihlere sürükleyebilir. Bu nedenle böyle rejimlere artık demokrasi değil, popülizm adını vermek doğru olacaktır. Elbette bu durumun tersi şekilde bir devlet sadece haz ve duygulara yönelik şekilde id tarafından da yönetilmemelidir. Bunun da muhakkak ki aksi yönde zararlı sonuçları olacaktır. Ancak Türkiye’de son dönem bozulan dengeye bakıldığında id’in tamamen geriye çekilerek salt süper ego tarafından yönlendirilen bir siyasi düzenin yaratıldığını, bunun da güvenlik ve uzun vadeli çıkarlar başta olmak üzere birçok konuda zaafiyete neden olduğunu söyleyebilirim.  

Türkiye’nin de son dönemde kurduğu yönetim, toplum ve ülkenin uzun vadeli çıkarlarına değil, başkaları ne der kaygısına göre yönlendirilen ve uzun vadede başarısız sonuçlar oluşturabilecek bir yönetimdir. Örneğin, toplumun yüzlerce yıllık sentez sonucunda oluşturduğu kimliğinin son dönemde gündeme getirilen ve halka benimsetilen yapay yasalarla yeniden düzenlenmeye çalışılması uzun vadede milli çıkarlara aykırı olabilecek en önemli konudur. Kimin haklı olduğunu elbette zaman gösterecektir…


Dr. Ozan ÖRMECİ   


Hiç yorum yok: